İçeriğe geç

Bitkisel hayatta olmak nedir ?

Bitkisel Hayatta Olmak Nedir? Bir Hayatın Kırılma Noktasında

Bitkisel hayatta olmak nedir, ne anlama gelir, ve aslında gerçekten ne kadar korkutucu bir durumdur? Bu soruları sormak, bir noktada insanın kendi hayatına ve çevresindeki insanların hayatına bakış açısını sorgulamasına neden olur. Benim için de öyle oldu. Ekonomi okumuş birisi olarak verilerle, istatistiklerle, daha doğrusu “sayılara” yakın olmakla beraber, bazen insanlık halleriyle ilgilenmek de gerekmiyor değil. Aslında, içinde yaşamaktan hep kaçtığımız bu kırılma noktasına dair bir şeyler yazmak istedim. Belki de çevremde gördüklerim, duyduklarım ya da sadece düşünüp hayal ettiğim şeyler sayesinde, daha farklı bakabilirim.

Bitkisel Hayatta Olmak: Tanım ve Gerçekler

Bitkisel hayatta olmak, bir kişinin beyinsel ve bedensel fonksiyonlarının neredeyse tamamen kaybolduğu, ancak bazı temel hayati fonksiyonlarının (nefes alma, kalp atışı gibi) devam ettiği bir durumdur. Yani kişi, dışarıdan müdahale olmadan yaşaması pek mümkün olmayan bir hale gelir. Fakat çoğunlukla bilinç kaybı, hafıza kaybı ve diğer zihinsel işlevlerin yokluğu söz konusudur. Örneğin, beynin bilinçli düşünme, hatırlama veya tepki verme kısmı neredeyse çalışmaz. Ama kalp atışı devam eder, bazı refleksler ve vücut fonksiyonları minimal düzeyde de olsa işler.

Ankara’da büyüdüm, bir tarafta çimenlere uzanıp mavi gökyüzünü seyreden, hayatı daha çok hayal eden çocuklar, diğer tarafta ise sıkı çalışma temposunda, “sistemle” barışık insanlar vardı. O yüzden, bu kadar veriyle çevrili bir dünyada, bitkisel hayatta olmak meselesi aslında sadece bir tıbbi durum değil; bir toplumun, bir kültürün de ne kadar bilinçli veya bilinçsiz olduğunu gösteren bir hikâye. Ben, ekonomist olmayı seçtim, ama bir noktada aslında hayatın o “duygusal” kısmı da çok önemli.

Bitkisel Hayatta Olmak: Hissedilen Korku ve Anksiyete

Hatırlıyorum, bir gün üniversitedeyken, sosyal bilimler dersinde konuşulmuştu. Bir grup arkadaşla sohbet ediyorduk ve birisi bitkisel hayatta olan bir hastayı ailesinin nasıl hissettiğini anlatmaya çalıştı. O sırada, sanki herkesin üzerine bir soğuk rüzgar esti. Neden mi? Çünkü bilinçli bir şekilde yaşamaya devam etmek ama hiçbir şekilde çevresindeki dünyaya dahil olamamak… Bu çok büyük bir korku. Bunu, kısacası “gerçekten yaşamıyor olmak” olarak tanımlamak sanırım yanlış olmaz. Ama dışarıdan bakıldığında, kişi hala “yaşıyor” gibi görünüyor. İşte burada işler karışıyor.

Bazen bazı tıbbi raporlarda, hastaların bitkisel hayatta olduğu durumlar üzerinden yapılan araştırmalara dair veriler okurum. Yapılan araştırmalar, çoğu zaman bu tür durumların, hasta için bir tür zihinsel “hapishane” yaratabileceğini söylüyor. Bu hastaların bir kısmı, beyinleri hala bir şekilde çalışıyor olsa da, çevrelerindeki dünyayı algılayamıyorlar. Yani, bir kişinin gözleriyle gördüğü ama buna tepki veremediği, belki de dünyadan kopmuş gibi hissedeceği o anları hayal ediyorum. Hadi bunu biraz daha açalım.

Bitkisel Hayatta Olmak: Kişisel Hikayeler ve İnsan Faktörü

Çocukluğumda, dedemle sıkça vakit geçirirdik. Yavaş yavaş yaşlanıyor ve zaman zaman sağlık sorunlarıyla karşılaşıyordu. Ancak bir gün, onu hastaneye yatırdıklarında, doktorlar dedemi bitkisel hayatta olduğuna dair bir rapor yazdı. “Yaşıyor ama yaşamıyor” diye bir şey duydum o an. Gerçekten, o cümle uzun yıllar kafamdan çıkmadı. Çünkü dedem, gözlerini aralık açsa da, bize gülümsese de, gerçekte neyi hissettiği veya duyduğu konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. Ailesi olarak, “gerçekten” birlikte olmanın bir anlamı var mıydı?

Birçok tıbbi rapor da, bitkisel hayatta olan hastaların çevresindeki insanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığını gösteriyor. Bir aile üyeleri, bir hastayı hala hayatta sanmak isterken, bu durumu nasıl yönetmeleri gerektiğini bilemiyorlar. Hatta, Türkiye’de yapılan bazı araştırmalarda, bitkisel hayatta olan hastaların ailelerinin, hastalarına dair yaşam beklentilerini “mecazi” olarak kaybettikleri, ama aslında bir tür “hayatla kavga” etmeye devam ettikleri görülmüş.

Bitkisel hayatta olmak demek, aslında birinin en sevdiği insanların yanında olamaması ama bir yandan da hayatta kalmaya devam etmesi gibi bir şey. Geriye sadece, hisleri ve düşünceleriyle sıkışıp kalmış bir beden kalır.

Bitkisel Hayatta Olmak ve Sosyal İlişkiler: Aile, Arkadaşlar ve Toplum

Peki, bitkisel hayatta olmak toplumsal ilişkilerle nasıl bir etkileşim yaratır? Bunu da gözlemlemeden edemedim. Ailemizdeki bazı üyeler, dedemin durumunda, onun hala aramızda olduğu fikrine takılıp kalmıştı. Hâlbuki, ona dair gerçek anlamda hiçbir şey yapamıyorduk. Aslında bu, birçok ailede yaşanan bir durum: Birinin hayatta olduğu ama fiziksel olarak bir yere dokunamıyorsunuz. Ya da belki dokunsanız bile, hissettiklerini anlayamıyorsunuz.

Bir zamanlar, iş yerinde böyle bir konu açıldığında, aynı fikirde olmayan birçok insan vardı. Bir grup, “Bu durumda kalmak insanın ruhunu öldürür” diyordu, bir grup ise “Hayat devam eder, onlara sadece moral desteği verilmesi gerekir” diyordu. Yani, bitkisel hayatta olmak, insanın yalnızca biyolojik varlığını sürdürebildiği bir süreçse, zihinsel olarak toplumsal bağlantıları koparmak da o kadar zorlayıcı bir deneyim oluyor.

İstatistiksel verilerde de gösterilen şu ki, bitkisel hayatta olan hastaların büyük çoğunluğu, sürekli bakım ve desteğe ihtiyaç duyuyor. Bununla birlikte, aileler, bu hastaların bakımını sağlarken, duygusal olarak da tükenmiş oluyorlar. Bir bakıma, bitkisel hayatta olmak sadece o birey için değil, aynı zamanda ona yakın olan insanlar için de zorlu bir süreç haline geliyor.

Sonuç: Hayatın Kırılma Noktasında Bir Bakış Açısı

Bitkisel hayatta olmak, bazen sadece bir tıbbi durum olarak görülse de, onun ardında yatan derin anlamlar çok daha fazladır. Hem tıbbi hem de psikolojik açıdan ele alındığında, bu durum hem hastalar hem de çevreleri için ciddi soruları gündeme getiriyor. Kimi insanlar için bu, yaşamın sona erdiği anın başlangıcı gibi hissedilebilir. Kimi insanlar için ise, bir umudun son bir kırıntısı olabilir. Hayatın en kırılgan anı, belki de bir insanın hayatta olup olmadığıyla ilgili soruyu sorduran an olabilir.

Ankara’da, bir sabah iş yerine gitmek üzere evden çıktığımda aklımda sadece bir şey vardı: İnsan, bitkisel hayatta olmayı hiç düşünmemeli. Çünkü aslında, insanın hayatını anlamlı kılan, sadece yaşamak değil, hissetmek ve hissettiklerini başkalarına aktarabilmektir. Bu yazıyı yazarken, dedemin hala gözlerindeki o minik hareketi hatırlıyorum. Geriye kalan, sadece hissettiğim duygulardı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet bahis sitesi