UNHCR’nin Başkanı Kimdir? Kayseri’de Bir Akşamın İçinden Doğan Hikâye
Kayseri’de Sıradan Bir Günün İçinde Sıkışıp Kalan Düşünceler
Kayseri’de akşamlar bazen çok sessiz olur. Özellikle kışa yaklaşırken, sokak lambalarının ışığı bile sanki daha yorgun yanar. Bugün de öyle bir gündü. Üniversiteden çıkıp eve dönerken kulaklığımda hafif bir müzik vardı ama aslında hiçbir şey duymuyordum. Kafamın içi doluydu.
Son günlerde aklıma sürekli aynı görüntüler geliyor: sınır kapıları, kalabalık çantalar, yere çökmüş insanlar… Televizyonda kısa kısa gördüğüm haberler ama geçip gitmeyen sahneler.
Eve geldiğimde montumu sandalyeye attım. Masanın üstünde açık defterim vardı. Bazen yazmak iyi geliyor ama bazen de sadece daha çok düşündürüyor.
O gün defterime tek bir cümle yazdım:
“İnsanlar neden evlerinden ayrılmak zorunda kalır?”
Sonra bilgisayarı açtım. Aradığım şey basitti ama içimde büyüyen his basit değildi. O soruyu yazdım:
UNHCR’nin başkanı kimdir?
Bir İsimle Başlayan Daha Büyük Bir Hikâye: Filippo Grandi
Ekranda beliren isim çok sade geldi: Filippo Grandi.
Bir insan ismi sadece. Ama o ismin taşıdığı yükü düşündükçe içimde bir şey sıkıştı.
Filippo Grandi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yani UNHCR’nin başında olan kişi. 2016’dan beri bu görevi sürdürüyor. Yani dünyanın farklı yerlerinde evini kaybeden, savaşlardan kaçan, sınırları aşmaya çalışan milyonlarca insanın hikâyesi onun sorumluluk alanının içinde.
Bunu okuyunca ilk hissettiğim şey hayranlık olmadı. Daha çok bir ağırlık hissettim. Sanki bir insanın omzuna bütün dünyanın acısı bırakılmış gibi.
Defterimi tekrar açtım. Bu kez yazarken elim daha hızlıydı:
“Bir insan bu kadar acıyı nasıl taşır?”
Kayseri’den Dünyaya Açılan Bir Pencere
Kayseri’de büyümek bana hep güvenli bir alan gibi gelmişti. Dağlar, soğuk rüzgâr, tanıdık sokaklar… Ama aynı şehirde oturup dünyanın başka yerlerinde insanların evlerini terk etmek zorunda kaldığını bilmek, bazen içimi garip bir suçlulukla dolduruyor.
Sanki ben burada otururken, bir yerlerde birileri koşuyor.
O gün haberleri daha dikkatli izlemeye başladım. Mültecilerle ilgili konuşmalar vardı. Yardım kampanyaları, sınır politikaları, rakamlar…
Ama rakamlar hiçbir şey anlatmıyor aslında. Bir sayı, bir insanın gece yarısı çocuğunu kucağına alıp bilinmeyene yürümesini anlatamaz.
Filippo Grandi ismini tekrar düşündüm. Bir kurumun başkanı olmak başka bir şey ama UNHCR gibi bir yapının başında olmak… Bu, sadece bir görev değil gibi geldi bana. Daha çok sürekli açık kalan bir yara gibi.
Bir Akşam Haberleri ve İçimdeki Sessiz Çatışma
O akşam televizyonu açtım. Annem mutfakta yemek yapıyordu, evin içi sıcak kokuyordu. Ama ekranda gördüğüm görüntüler bu sıcaklığı bir anda uzaklaştırdı.
Bir mülteci kampı gösteriliyordu. Çocuklar, battaniyeler, plastik kaplar… Bir kadın kameraya bakmıyordu bile. Sanki bakacak gücü yoktu.
Sunucu UNHCR’den bahsetti. Filippo Grandi’nin açıklamalarından söz edildi. İnsanların korunması gerektiğini, uluslararası dayanışmanın önemini vurgulayan cümleler…
Ama ben o cümleleri duymadım bile. Gözüm sadece o insanların yüzlerindeydi.
İçimde garip bir şey oldu. Hem çaresizlik hem de öfke. Ama en çok da anlam verememe hali.
Defterime geri döndüm:
“Bu kadar acı varken dünya nasıl normal devam edebiliyor?”
Filippo Grandi ve Görünmeyen Yük
Sonra biraz daha araştırdım. Filippo Grandi’nin uzun yıllardır insani yardım alanında çalıştığını, farklı görevlerde bulunduğunu öğrendim. Diplomatik geçmişi var, uluslararası krizlerde deneyimi var.
Ama hiçbir bilgi, o ismin üstündeki görünmez yükü tam anlatmıyor.
UNHCR’nin başkanı olmak demek, her gün yeni bir kriz haberiyle uyanmak demek olabilir. Yeni bir savaş, yeni bir göç dalgası, yeni bir kayıp hikâyesi…
Bunu düşündükçe içimdeki duygu değişti. Hayranlıkla başlayan his, derin bir hüzne dönüştü.
Çünkü bazı görevler sadece kariyer değildir. Bazı görevler insanın ruhuna dokunur.
Bir Günlük Sayfasında Kırılan Sessizlik
Gece olduğunda ev daha da sessizdi. Kayseri’nin soğuğu camlardan içeri sızıyordu. Defterimi açtım ve uzun uzun yazmaya başladım.
“Bugün Filippo Grandi’nin kim olduğunu öğrendim. UNHCR’nin başında olan kişi. Ama aslında öğrendiğim şey bir isim değildi. Dünyanın ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim.”
Yazarken gözlerim doldu. Bunu saklamadım. Çünkü saklamak istemedim.
Kendime bile itiraf ettiğim bir şey vardı: Ben bu dünyanın sadece izleyicisiyim. Ama izlemek bile bazen insanı yoruyor.
Bir noktada kalemi bıraktım ve pencereden dışarı baktım. Sokakta kimse yoktu. Sadece rüzgâr.
Umutla Hayal Kırıklığı Arasında Bir Yerde
Ertesi gün yine aynı konu aklımdaydı. UNHCR, Filippo Grandi, mülteciler, sınırlar…
Ama bu kez içimde farklı bir şey vardı. Tam olarak açıklayamadığım bir his.
Hayal kırıklığı hâlâ oradaydı. Çünkü dünya adil görünmüyordu.
Ama küçük bir umut da vardı. Çünkü insanlar hâlâ konuşuyor, hâlâ yardım etmeye çalışıyor, hâlâ bir şeyleri değiştirmeye uğraşıyordu.
Filippo Grandi gibi isimler bu çabanın merkezinde duruyordu. Belki her şeyi değiştiremiyorlardı ama en azından görünmeyeni görünür kılmaya çalışıyorlardı.
Bunu düşünmek bile içimdeki ağırlığı biraz hafifletti.
Kayseri’de Bir Genç Olarak Dünyaya Bakmak
Ben 25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum. Günlerim çoğu zaman sıradan geçiyor. Ama bazen sıradanlık bile insana fazla geliyor.
Çünkü dünya çok büyük ve aynı anda çok kırık.
UNHCR’nin başkanı kimdir sorusuyla başlayan o akşam, aslında bana başka bir şey öğretti. Bir ismin arkasında koskoca bir dünya olduğunu, her kararın bir hayatı etkileyebileceğini…
Ve en önemlisi, hiçbirimizin tamamen kopuk olmadığını.
Bir yerde biri yürürken, başka bir yerde biri oturup bunu düşünebiliyor.
Son Not: Defterde Kalan Cümle
Gece defterimi kapatmadan önce son bir cümle yazdım:
“Bazı isimler sadece bir görev değil, dünyanın ağırlığını taşıyan sessiz hikâyelerdir.”
Sonra ışığı kapattım.
Kayseri’nin soğuğu yine camlara vuruyordu. Ama bu kez içimde çok küçük de olsa bir şey vardı: anlamaya çalışan bir zihnin sessizliği.